Eski Misir'da Din Bilimi

Eski Misir'da Din Bilimi

 Eski çaglarda olusan bütün dinlerin çogunda su dört madde, prensip olarak bulunmustur:

 

1-Tanri Kavrami

2-Mitoloji ve Efsaneler

3-Dini Inanislar “dogmes”

4-Dini Ayinler

Bu temel prensiplere göre, eski çagda Misir’in dini hayatini incelemek için iki çesit belgeye sahibiz.

1-Hiyerogliflerle olan her türlü dini metinler, mabet ve mezar duvarlarindaki dini inanislar ve ayinlerin tasviri. Klasik bazi tarihçilerin; Herodot, Sicilyali Diodor ve Strabon gibi, Misir’in eski dini hakkindaki gözlem ve rahiplerden duyduklarini yazmalaridir.



2-Mabetlerde, mezarlarda her çesit ilahlarin heykelleri, heykelcikleri veya çizilmis, boyanmis resimleri. Eski Misir medeniyetine ait mabet harabelerinde, mezarlarda bu çesit ilah heykel ve resimlerine rastlanmaktadir. Bunlar bazalt ve granitten olan heykellerden baska, bronz ve altindan heykelcikler, çesitli hayvan baslariyla temsil edilen ilah ve ilaheleri göstermektedir.

Misir’in din hayatinin eksik yönü, iman ve inanma kismidir. Bir de çogu dinlerde esas olan mukaddes kitabin, burada bulunmayisidir.

Misir’in tarih önceki devirlerindeki din düsünceleri, totem esasina dayanir. Birer siyasi ve idari bölme olan eski Misir’in “Nom”lari, totem olan hayvan isimlerini tasirdi. Mesela çakal, köpek, yilan, sahin normlari gibi.

Klan halinde yasayan insan gruplari bir yere yerlesip siteler, (Nom) olusturduktan sonra sembolleri olan totemler, o yerin ilahi ve mabudu olmustur. Eski din inanislari bunlara dayanmaktadir.

Eski devirlerdeki bir halkin dini, oturdugu memlekete ve sürdügü hayat tarzina göre degisir. Iste buna göre Misir dini de ilhamini muhitinden almistir.

Misirlilar bir çok ilahlara sahiptiler. Eski Misirlilarda bu Tanrilar önemli bir yer isgal etmislerdir. Eski Misir dini, bir çok ve çesitli ilahlari mukaddes saymistir. Onlarin heykellerini, resimlerini yaparak sekillendirmislerdir. Misirlilar genellikle çok ilahli Tanri kavramina inanirlar. Ancak 4. Amenofis devrinde tek ilahli bir düsünce reformu, devamsiz bir hareket olarak kaydedilmistir.

Misir ilahlari konularini gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alirlar. Misirlilara göre her seyin basi gök tanrisindadir ve bütün eski tarih boyunca, Gök ve Nil ilahlari daima en önemli Tanrilar olarak kalmislardir.

Gök Ilahinin ismi ve sekli degismekle berber, gökyüzündeki yildizlar, günes ve ay en eski ve devamli ilahlar arasindadir. Sonra yeryüzü ilahlari gelir ki, toprak, su ve agaçlar bunlarin sembolüdür.

Hayvanlar alemi ise Misir ilahlari arasinda en kalabalik yeri isgal ederler. Bu mukaddes sayilan hayvanlar, bazen bizzat kendileri veya bir özel isaret ile, bazen de sadece baslari ile insan vücudu üzerinde temsil edilmislerdir. Mesela Osiris ölüler ilahidir.

Misirlilarin ilah kavrami hakkindaki bilgileri sadece metinlerden ögrenebiliyoruz. Mesela, piramit metinlerinde, bir firavun öldügü zaman nasil ve ne suretle ilah mertebesine yükseliyor? Bu metin de az da olsa bilgi verilmektedir.
 

Rahipler – Ayinler – Mabetler:

Misir dininin tatbikatini rahipler yapar ve onlar bu teolojiyi düzenlerlerdi. Rahipler krallar tarafindan çok zengin bir hale getirilmislerdir. Rahipler, halk tarafindan ilahlara kesilen kurbanlar ve verilen hediyelerle bol bol geçiniyorlar ve mabetlerde genis yerlerde oturabiliyorlardi. Ayni zamanda da devlete vergi vermekten muaftilar. Angarya islerde çalistirilmadiklari gibi, askeri görevde görmüyorlardi. Böylece halk içinde bir otoriteye sahiptiler.

Mabetler, Misir sehrinde en önemli yeri isgal ettigi gibi, abide bakimindan da en büyük binalardir. Mabet tanrilarin evi, heykel ve sembollerin saklandigi mukaddes ter, ayni zamanda da totem sayilan hayvanlarin serbestçe girebildikleri bir bina idi.

Ayinler, büyük dini törenlerden baska, her gün mabetlerde gerçek formüllü dualarla ilah heykellerin önünde yapilir ve bunlari ya bizzat kral veya rahipler idare ederlerdi. Mabedin içine güzel kokular yakilir ve rahibeler tarafindan müzik çalinarak dans edilirdi. Ayinler her gün ve her mabette ayni sekilde icra edilirdi.

Buna göre ilahlarin da krallar gibi, iki esasi vardir:

1- Vücut “Zet”ki yeryüzünde ilahi temsil eder.

2- Ruh “Ka” ise ilahi ve semavi olan elmandir.

Ilk temsil edilen ilahlar MÖ 4000 ortalarinda baslamistir. Misir’in dini fikirleri belirten ilk belgelerden biri MÖ 2625 yilinda Saqqara piramitlerindeki, Kral Unas’in mezarinda olan yazidir. Heliyopolis’te yer tutan ve Günes temeline dayanarak “Ra” adini tasiyan mabut bulunur.

Misir’da bir de ayni kavrami ifade eden ilahlar, baska baska isimlerde de anilmislardir. Mesela Hor, Ra, Aton isimleri hep Günes’i temsil eden ilahlardir. Bunun sebebi siyasi merkezlerin degismesidir.

Misir ilahlarini iki büyük grupta toplayabiliriz: Yerel Totemler “gök” ve Yer Ilahlari.

Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerlestikleri sitelerde, mukaddes saydiklari hayvan ve putlari insan vücudu ile de birlestirerek temsil ettikleri ilahlardir. Bu suretle kabile ilahlari, yerel tanrilar olmuslar ve “sitenin hakimi” sayilmislardir.

Ilahlar ilk zamanlarda erkek olsun kadin olsun yalniz yasar ve hakimiyetini korumada çok kiskanç davranirdi. Fakat Misirli buna bir aile olusturmakta gecikmemis, evli düsünülen ilah çocugu ile beraber bir üçlü sisteme geçmistir.

Bunda bas hakim olan baba degildir. Bazen de kadin ilahe tamamiyla hakim durumdadir. Mesela Dendara’daki Hathor gibi.

Ilah ailesiyle beraber kendi sarayi sayilan mabette oturur, bazen de yanina baska ilahlarin girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yasayan ve Tanrinin sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilahin karsisina çikabilirdi.

Fakat kral her mabette ayni zamanda bulunamayacagi gibi, kendisine vekil olarak rahipleri birakir ve onlar ilaha, mabede ve onun arazisine bakarlardi.

Bazi yerel ilahlarin hakimiyet sahalari, zamanla da genislemistir. Bunun en tipik örnegi Deltada Busiris eyaletinde bir agaçla temsil edilen bitki ve ölüler ilahi Osiris’in ta Güney Misir’a kadar gidisidir. Buradan önce Memfis’e giderek, yerel ölü ilahi olan Anubis’in yerine geçmis, sonra da Yukari Misir’da Abidos’ta köpek sekline girerek ölüleri korumustur. Sonraki devirlerde ise bütün Misir’da Osiris ölüler ilahi olarak yer almistir.

Bu yerel ilahlarin esas ilk merkezleri kesin olarak pek tespit edilmemekle birlikte, bir çoklari daima malum olmustur. Mesela Asagi Misir’da Horus, Busiris’te Osiris, Memfis’te Ptah, Dendara’da Hathor gibi.

Eski fikirden kalmis olarak tarihi devirlerde de tapilan canli hayvanlar olmustur. Bunlarin en baslicasi ve söhret sahibi olan , Memfis’te takdis edilen Apis Öküzü’dür. Beyaz lekeleri olan siyah renkli bu öküzün, basinda üçgen seklinde beyaz bir alametin olmasi lazimdi. Memfis’te beslenerek korunmustur. Bu hayvan Ptah’in bir canli numunesi sayilir ve onun bu hayvanda yasadigini rahipler anlayabilir sanilirdi. Alnindaki siyah üçgenden baska sirtinda akbabaya benzeyen bir sekil, sag yaninda bir hilal, dili üzerinde ise hamam böcegine benzeyen bir isareti bulunmasi gerekti. Ayni zamanda da kuyruk tüylerinin çift olmasi gerekiyordu. Bu sartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karsisina yapilmis bir mabette, itina ile rahipler tarafindan bakilir ve beslenirdi. Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çikarilan mukaddes öküzün her hareketinde rahipler bir anlam çikarirdi. Bu hayvan ölünce Misirlilar tarafindan büyük bir matem oldu. Ama yenisinin meydana çikisi büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapilir ve Saqqara’da bulunan yer alti galerilerindeki lahitlere konulurdu. Isis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapilirdi. Ölünce yerine yeni bulunan Apis geçer ve totem hayvan yasamis olurdu.

Ilahlara bir takim kuvvetler de atfedilmistir:

1- Osiris : Ölüler Tanrisi.

2- Ptah: Artistlerin ve Madencilerin Tanrisi.

3- Hathor : Ask ve Nese Tanriçasi.

4- Maat: Adalet ve Hukuk Tanrisi.

5- Sobek: Sular Tanrisi

6- Seshet: Yazi Tanriçasi.

7- Sekhmet: Savas Tanriçasi.

8- Min: Çöllerdeki Seyyahlarin koruyucusu ve Hasat Tanrisi.

9- Tot: Ay ve Ilim Tanrisi.

10- Geb: Toprak Tanrisi.

11- Set: Kuraklik ve Kötülük Tanrisi

12- Isis: Analik ve Bereket Tanriçasi.



Gök ilahini çok büyük bir inek seklinde düsünen Misirlilar, ona “Hathor” adini vermislerdir. Arz Onun ayaklari altinda durdugu farz edilir ve karninda ise yildizlar parlardi. Diger taraftan bu Gök Ilahi’na bazi eyaletlerde “Sibu” adi verilmistir.

Ay ilahina “Tot” adi verilmistir. Fakat bunlarin içinde en büyük olarak Günes Ilahi “Amon-Ra, Horus” basta sayilir. Misirlilarin “Yaradilis Destani” bu günes fikrinden dogar. Onlar günesin dünyada ilk dogdugu günü “Yaratan” kabul ediyorlardi. Bu ilah, bitkileri, hayvanlari ve insanlari yaratmistir. Ilk yaratilan insanlar “Ra”nin dogrudan dogruya çocuklaridir.

Bundan baska toprak ilahi da yer almaktadir. Toprak Ilahi “Geb”dir. Bazen de bu tanri “Isis” kabul edilirdi
 

Mısır'da Tıp Bilimi

i

Misir’da tip ilmini ortaya çikaranlar gene rahiplerdir. Çünkü ilahlardan çare uman hastalar, mabetlerde rahiplerin tedavisine muhtaç olmuslardir. Bunu meslek edinenler de olmus ve bunlar sarayda önemli yer isgal etmislerdir. Misirlilar çok mükemmel doktorlar yetistirmislerdir. Doktorlar devlet memuru olduklarindan hastalari ücretsiz muayene ederlerdi.
Doktor yetismesi için okullar oldugu bilinmektedir. Sais ve Heliyopolis’te bulunan bu türden okullar bulunmustur. Sais okulunun direktörüne ait belgeye 4. sülale zamanindan itibaren rastlanir ve bu kisi “Doktorlarin En Büyügü” unvanini tasimaktadir. Heliyopolis’teki Osiris okuluna bagli olan bir sanatoryum direktörüne ise “Büyük Peygamber” denilmektedir. Bu meshur doktorlarin mezarlari arasinda “Hwy” adli doktorun unvani “En Büyük Peygamberlerden” olarak kaydedilmistir. Ebers Papirüsü’nde ise, ayni doktorun göz hastaliklari için bir ilacin mucidi oldugu yazilmistir.

Tip ilmini 3 temel üzerinde incelemek mümkündür:
1- Insan vücudu ve fonksiyonlari üzerinde bilinenler.
2- Hastaliklarin çesitleri ve tedavileri.
3- Hastaliklardan korunma çareleri.

Bu temelleri inceleyebilmek için elde 5 tip belgesi vardir ve hepsi de MÖ 2000. yila aittir.
Ayrica MÖ 28. yy ’da bir ölüm olayi dolayisiyla bulunan bir metinde doktorluga ait yazilar bulundugu gibi,bir bashekimin varligi da haber verilmektedir. Olay söyledir:
“ Kral Neferkere, Thebes yapilmakta olan insaati gezmeye gitmis, bu esnada bas mimar Veshptah birdenbire cansiz olarak yere düsmüstür. Hükümdar derhal kütüphaneden tibbi yazilari ve ayni zamanda bashekimleri getirtmistir. Onlar bas mimarin ölmüs oldugunu bildirmislerdir.”
Bundan anlasildigina göre MÖ 3000 baslarinda tibbi metinler kütüphanelerde saklanmaktadir. Bunlardan hiçbiri günümüze kadar gelmemistir.

1- Insan vücudu ve fonksiyonlari üzerinde bilinenler:
Mumyaciligin ilerlemis oldugu bu devirde insan vücudu hakkindaki bilgiler konusunda pek ileri gidilmedigi anlasiliyor.
Çünkü mumyacilikla ugrasanlar, doktorluktan ayri olan bir sinif olusturuyorlardi. Kadavra ile dogrudan dogruya temas halinde olan bu insanlarin olusturdugu sinif asagi sayiliyordu. Onun için insan vücudu içinde olan organlarla doktorlar pek az ilgilenmislerdir. Diger taraftan insan cesedi üzerinde incelemeler yapmak, din bakimindan men edilmisti. Bu yüzden doktorlar anatomiden ziyade, yasayan insanlari baz almislardir. Kalp ve bagirsaklari zekanin merkezleri farz ederlerdi. Buna mukabil iskeletteki kemiklerin baslicalarini, hemen hemen aslina uygun tarzda tasvir etmislerdir.
Ebers papirüsüne göre doktor, hangi organini tutarsa orada kalbin hareketini ve varligini hissederdi. Kan damarlari temiz hava ile siserek düzenli çalistigi kabul edilirdi. Bununla birlikte kirli hava, bu damarlari katilastirir, tikar ve isitirdi. Iste böyle anlarda doktor ilaçlarla bu durumu yatistirir, onlara canlilik ve elastikiyet verirdi.
Ölüm aninda ise, bu hayat verici ruh, canla beraber çekilir, kan hava almaktan mahrum olunca pihtilasir ve damarlar böylece bosalarak nefesten kesilen canli mahluk yok olurdu.

2- Hastaliklarin çesitleri; Yaralar ve Tedavileri
Eski Misir halkinin hastaliklariyla, simdi Misir’da yasayan insanlarin hastaliklariyla hemen hemen benzemektedir.
Papirüslerdeki yazilara ve mumyalarin incelenmesinden çikan neticelere göre; göz hastaliklari, kemik veremi, çocuk felci, anemi, çiçek, romatizma, apandisit, mide, karin ve mesane hastaliklari, bacaklarda varis, ülser ve çibanlar, Nil çibani ve sara nöbetleri, dis çürümeleri ve daha bir çok hastaliklara Eski Misirlilar maruz kaliyorlardi.
Dis hastaliklari, en eski mumyalar üzerinde tespit edilmektedir. Ancak daha sonraki devirlere ait olanlarinda tedavinin daha çok tatbik edildigi görülmektedir. Bu da tibbin ilerledigini gösterir.
Bütün bu saydigimiz hastaliklar ve yaralar, tibbi metinler olan papirüslerde yazilmistir. Mesela Smith Papirüsü’nde bir hastalik için söyle bir metot kullanilmaktadir:
Ilkönce, teshise göre hastaligin genel adi ve bu hastalik için yapilacak isler. Ikinci olarak, tibbi inceleme. Burada daima ayni formülle baslanmaktadir.”Eger söyle bir hastaligi olan adami tetkik edersen....” bu kisimda hastaligin gösterdigi bütün arizalar siralanmaktadir. Üçüncüde, teshis hastaligin adi “Bir hasta ki su çesit hastaliktan rahatsizdir”. Dördüncü olarak, Pronostik. Burada doktor tarafindan üç formül kullanilmaktadir: “Tedavi edebilecegim hastalik. Mücadele edebilecegim hastalik. Iyi edilemeyecek hastalik”. Besinci olarak, tedavi meselesine gelmekte ve bir takim açiklamalar ve tavsiyeler siralanmaktadir.
Bu gibi durumlardan dolayi Misir doktorlari pek çok ilaçlar veriyorlardi. Ebers Papirüsü, bir çok hastalik durumu için 700 ilaç tavsiye etmektedir. 11. sülaleden bir kraliçenin mezarinda bir ilaç kutusu içinde küçük ilaç kasiklari, kurumus ilaçlar ve çesitli bitki kökleri bulunmustur. Ramses’in Hattusil’e yazdigi mektupta, bir doktorla beraber sifali otlar gönderdigini bildirmektedir.
Ilaç yapilan maddeler sunlardir:
1- Her türlü bitkiler ve agaçlar. Bunlar en basit otlardan en büyük agaçlara kadar sayilabilmektedir.
2- Madeni cinsten olanlar, deniz tuzundan her türlü maden ve taslar. Mesela metinlerde Memfis tasinin bazi özellikleri oldugu yazilmis ve vücutta hasta bir kisma konuldugu zaman agri hissettirmeden cerrahi bir ameliyatin kolaylikla yapildigi kaydedilmistir.
3- Hayvanlarin bazi organlari, çig et halinde veya taze kurutulmus kanlari da ilaç olarak kullanilmistir. Mesela kertenkele kani, domuzun disleri ve kulaklari, kaplumbaga beyni, logusa kadinin sütü en ilginç olanlaridir.

3-Hastaliklardan Korunma Çareleri
Misirlilar çesitli tedbirler almislardir. Mesela kanalizasyon yapmislardir, böylece halki bir çok hastaliktan korumuslardir. Halkin sik sik yikanmalarini temin edecek surette tedbirler alinmistir. Dini inanislara göre Misirlilarin oturduklari yerin, yedikleri seyin temiz olmasi sartti. Temizlige çok önem verenlerden biri de rahiplerdi. Saçlarini her üç günde bir kesen rahipler, iki defa gündüz ve iki defa da gece yikanmaya mecbur tutulmuslardir. Beyaz elbise giyen bu insanlar, temiz olmadigi sayilan domuz eti ve fasulyeyi yememeleri gerekiyordu. Suyu ise ya kaynatilmis ya da filtre edilmis olarak içerlerdi.
Bazi yazarlarin (W.Durant 1937 s.236-237) verdigi bilgilere göre, sagliklarini korumak için devamli vücutlarini yikarlar, oruç tutarlar veya her gün bazen de her 3-4 günde bir midelerini ve bagirsaklarini bosaltirlardi. Çünkü vücuda yaramayan fazla gidalarin hastaliga yol açacaklarina inaniyorlardi. Herodot’a göre Misirlilar Lidyalilardan sonra en iyi saglik kurallarina uyan insanlardir.
Tibbi papirüslerde kadin hastalilari ve dogumu ilgilendiren metinler de bulunmustur. Fakat çogu sihir formülleriyle doludur.
Misir mitolojisinde sagligi koruyan ilahlar da vardir. “Tot” bunlarin basinda gelir. Ilahe “Seshet”: Kadin Hastaliklarini, “Seth”: Beyin Hastaliklarininin koruyucusudur. Bunlarin basinda “Imhotep” tip ilminin baslica temsilcisi sayilmaktadir.

Mısır'da Moda


Misirlilarin çogu yoksuldu ve sicaktan dolayi da görünüslerine pek aldiris etmezlerdi. Oysa varlikli insanlar için görünüsü kurtarmak ve iyi görünmek önemliydi. Yine de bugünkünün tersine moda, yaklasik bin yil kadar ayni kaldi. Çocuklarin basi uzun bir örgü arkada kalacak sekilde tras edilirdi. Bir kadinin baslica giyecegi,iki askili keten bir giysiydi.Erkekler ise keten etek giyerlerdi. Yasli erkekler ise daha uzun etek giyerlerdi. Kimi erkekler ise baslarini tras edip peruk takarlardi. Ayakkabilar ve eldivenler:Sandalet ve eldivenler çok özel durumlarda giyilirdi. Takilar:Misirda herkes taki takardi. Varliklilar, yari degerli tas ve cam kakmali, altin ve gümüsten yapilmis parçalar takardi.Daha yoksul kisiler bakir ve çini (bir çesit cilalanmis seramik) kullanirlardi. Kozmetik:Çogu erkek ve kadinlar yüzlerini boyarlardi. Dudak ve göz boyalari,ögütülerek toz haline getirilmis madensel tuzlardan yapilirdi. Bu toz kaplara doldurulup yag ve ya suyla karistirilirdi.

Savasi Sevmeyen Millet
Misirlilarin çogu kendi hallerinde köylüler ve evde oturup zevk sürmekten hoslanan devlet adamlari olduklari için savasmaktan pek hoslanmazlardi.Ama kendilerinden daha az gelismis Nubyalilar ve Libyalilarla komsuluk ettikleri için muntazam bir ordu kurmak mecburiyetindeydiler. Bu orduyla Afrikali komsulariyla kolayca basa çikarlardi. Ama Asyalilar karsisinda bozguna ugramamak için parali asker tutarak ülke bütünlüklerini saglayabilirlerdi.
Eski Misirlilarin uygarlik alanindaki basarilari, hele Misir kadininin yasadigi hayat, 20. yy insanini bile imrendirecek seviyededir.

Özel Hayat

Yüksek memur olsun, kökeni belirsiz bir amele olsun, görevli olarak evinden uzaklasmak zorunda kalan her Misirli ülkesine ve kentine oldugu kadar yuvasina da bagliydi. Zaten aile, toplum ve is çevrelerinin birbirlerinden tamamiyla ayri olduklari da pek söylenemezdi. Is çevresi genellikle baba, çocuklar, kardesler, kayinbiraderler, komsular ve arkadaslardan olusurdu. Kisinin, kendi gibilerinin kaldigi bir tür lojman konutta oturuyor olmasi hiç de az rastlanir bir durum degildi. Kisi eger çiftçiyse ve evini kendi yapmissa, arada kendisiyle birlikte gündelik yasamini paylasan ve neredeyse ailesinin bireyleri durumuna gelmis olan bütün personeli de kalirdi. Çesitli toplumsal kesimlerin özel yasamlarini anlatan bir çok kaynak bulunmustur.
AILE KAVRAMI: Atalari ve çocuklariyla genis anlamda aile misirli için bir güvence olustururdu. Mezarlarda ve dini yapilarda aile gururla resimlenmistir. Ne var ki bu kavrami ifade etmek için “evdekiler” den baska terim kullanildigi bilinmemektedir. Baba ile ogul arasindaki bag ne kadar güçlü olursa olsun, babanin görevleri arasinda çocuklarini genç yasta yuva kurmaya, yani kendisin bir ev yapmaya, eger bir ise girmis ve kendisine bir ev verilmisse o evi yenilemeye ve bir kadin almaya yönlendirmek vardi. Toplum büyük ailelerden, çekirdek ailelere dogru ancak böyle ilerleyebilirdi. Çekirdek aile, kari-koca, çocuklar ve bakima muhtaç yakinlardan olusurdu. Bunlar dul anne, öksüz kalip henüz evlenme yasina gelmemis kiz kardes vb. olabilirdi. Bu, çekirdek ailenin kapisi kimsesiz akrabalara, özellikle de yalniz ve dul kadinlara açikti demek oluyor. Aile büyüklerinin rahatini saglamak, çocuklar için ahlaksal bir görev olmakla birlikte, isin içinde günümüzde oldugu gibi bazi miras beklentileri bulunabilirdi. Bir çok hak sahibini mirastan mahrum eden bir vasiyetname günümüze kadar gelmistir. Bazi dönemlerde mezarlar, ailenin son bir kez ve bu sefer sonsuza kadar bir araya geldikleri yerler halini almisti.
Ramsesler dönemine ait mezarlarda 20 mumyanin bir arada bulunduklari dahi görülmüstür. Fakat günümüzde l sürülmemis mezar bulmak son derece güç oldugundan arkeologlarin arastirmalarindan herhangi bir bilgi edinmek henüz mümkün degildir. Yine de baska bazi dönemlerde mezarlarin sadece kari-kocaya ait olduklarini, çok genç yastaki çocuklarin bile baska yerlere gömüldükleri bulunmustur.
Firavunlar Misiri’nda , evliligin resmi ya da dinsel herhangi bir islemle belgelenmis oldugu sanilmamaktadir. Asagi dönem öncesinden günümüze kadar hiçbir evlilik akdi gelmemistir. Bosanma ise eslerin mal varliklarinin bölüsülmesini içerdiginden bir tutanak gerektiriyordu. Herkes evlenirken getirdigini geri alir, evlilik süresince edinilen ortak mallarin ise üçte ikisi erkege, üçte biri kadina verilirdi. Evlilik için ise herhangi bir tören yapilmadigi saniliyor. Ancak damat adayi, kiz tarafinin onayini alabilmek için Misir’da hala bugünde yapildigi gibi bir baslik parasi ödemek zorundaydi. Eslerin evliligi beraber yasamaya baslamakla somutlasirdi. Hükümdar ailesinde, firavunsal gücün yasal olarak aktarilabilmesi için çokesliligin ve aile içi evliliklerin sik sik uygulanmalarina karsin, bu gelenekler halkin ne yoksul kesimlerince, ne de zengin tabakalarinca benimsenmisti. Tecavüz ve zina suç olarak kabul edilir ve cezalandirilirdi. Ayriliklar ise özellikle yerli halk tabaklarinda siklikla görülürdü. Bosanma y da dul kalma sonrasinda yeniden evlenmek çok dogal karsilanirdi. Hatta bekarlik, toplumdisi bir durum olarak görülürdü. Escinsellik sadece mitolojik çerçevede ele alinmis oldugundan toplumun bu olguyu nasil karsiladigi henüz saptanamamistir. Yine de bu escinselligin kurumlasacak ölçüde kabul görmüs olamamakla birlikte herhangi bir sahte utangaçlikla itilmemis oldugunu öne sürebiliriz. Ask Sarkilari, Ilahilerin Ilahileri veya Arap siirlerinde görülen ince cinselligin öncüsü gibidirler.
“[...] Kalbim sana adandi
Senin için o ne isterse yaparim
Kollarinin arasina yattigim zaman
Onu yapmak için içimdeki arzu
Gözlerimin pariltisidir [...]”
Erotik olarak adlandirdigimiz resimlerde, heykellerde ve bir papirüste aslinda saf bir müstehcenlik vardi.
Ikonografya kari koca iliskilerini ilgi ve sefkat agirlikli olarak resimlemistir. Ressam ve heykeltiraslar bu geleneksel tutumdan oldukça ender ayrilmislardir. Amarna’lar ve Ramses’ler döneminde Kral ailesinin özel yasamlarina ait bazi sahneler ise sasirtici bir dogallikla islenmistir.
Edebiyat sefkat ve tutkudan çok, kiskançlik ve zina ile ,ilgilenmisti. Hukuk metinleri ve resmi tutanaklar ise her türlü rekabetin ve entrikanin kol gezdigi kraliyet haremine varincaya kadar, dönemin her ailesinde görülebilen çekisme, tartisma ve kavgalarin raporlarini kapsamaktadir. Daha uyumlu ve ask dolu iliskilerden söz eden yazilar da vardir. Örnek olarak bir katibin ölmüs olan karisina yazdigi su mektubu gösterebiliriz:
“Ey Osiris’in saygi deger tabutu; içinde yatan Amon sarkicisi Akhtay’dir! Beni dinle ve bu mesajimi ilet: Onun yaninda olduguna göre ona sor: ’Nasilsin? Nerdesin?’ Ona de ki: ‘ Akhtay’in artik hayatta olmamasi ne aci.’ Kardesin, yoldasin sana öyle sesleniyor. Ne büyük bir aci. Sen, o denli güzel ve essiz... sende çirkin bir sey yoktu. Seni hep çagiriyorum. Seni çagirana cevap ver.”
Misirli aileler geleneksel olarak çok çocuk yaparlardi, fakat evde ender olarak iki çocuktan fazlasi yasardi. Çünkü hem çocuk ölüm orani yüksekti hem de çocuklar çok küçük yaslardan itibaren ya okula ya da çirakliga gönderilirdi. Bosanma tutanaklari çocuklarin kime verildigi konusunda geleneklere herhangi bir çiraklik getirmemis olmakla birlikte, velayeti hep babanin almis oldugu sanilmaktadir. En azindan içinde bu konuda bilgi bulabilecegimiz belgelerden bu anlasiliyor. Süt çocuklarinin hiç olmazsa birkaç yil annelerine birakilmis olmalari da mümkündür. Her ne ise, konudan hiçbir yerde söz edilmemis olmasi, konunun hemen hemen hiç bir zaman sorun yaratmamis oldugu izlenimini vermektedir. Kisirlik ise, kaderin bu darbesini yemis çiftler için önemli bir dert kaynagiydi. Dualar, adaklar, büyücülerin ve sihirbazlarin çabalari sonuç vermeyince tek çare, çocuk sevgisini bir baskasini yavrusuna yöneltmek oluyordu. Bu tür islemlerin yasal açidan velayetle mi sinirli kaldiklari, yoksa gerçekten evlat edinmeye kadar mi g,ittikleri henüz anlasilamamistir.

Konut Kavramı

Genel olarak iki ana grup vardi. Içinde çekirdek aile ile birlikte hizmetlilerinde yasadigi büyük malikaneler ve sadece ailenin oturdugu mütevazi, barinaklar....
Orta çapta bir tarim isletmesinin planini, isçi ve hizmetlilerin efendilerine göre yasam kosullari, yemek yeme gelenekleri, ve tüm bu kisilerin birbirleri ile olan iliskilerini bilmedigimiz için ilk grup hakkinda fikir verebilmek için tek çaremiz II. Sesostris’in piramit kentindeki konut planlarina, IV. Amenofis’in baskentindeki üst düzey memurlarin konut planlarina ve Yeni Imparatorluk mezarlarindaki muhabbet sahnelerine basvurmaktir.

Büyücülük

Eski Misir'da son derece dogal olarak bilinen bir olguydu büyüler. Ancak yine de herkes buyu yapamazdi. Bu konuda özel yetenekleri olan tanrilarla iletisim kurabilen kisiler büyü yapabiliyordu. Büyülerin kimi kötü yani kara büyü niteligindeydi kimisi koruma büyüsü kimisi ise buyu bozmaya yarayan büyülerdi.
Kara büyülerde genellikle büyü yapilmak istenen kisinin kendisine ait bir sey ele geçirilir ve bunun yardimiyla balmumundan yapilmis insan figürüne bakir sisler saplanirdi. Insan figürü büyü yapilan kisiyi simgelerdi. Balmumu eriyince kisi ölürdü.
Bu oldukça sevimsiz olaya karsin bundan korunmaya yarayan büyüler de vardi. Büyü yapilan kisi hastalandigi zaman tip konusunda oldukça ilerlemis olan Misirlilar bunun büyü olduguna karar verirlerdi ve bu çogunlukla dogru çikardi. En iyi rahipler ve büyücüler araciligiyla bir nevi ayinle kisi kurtarilmaya çalisilirdi. Bu her zaman istenildigi gibi sonuçlanmazdi. Hatta tarihte birçok firavunun çocuklarinin ve eslerinin büyü nedeniyle öldügünden bahsedilir.
Büyünün ilk örnegi Tanrilar arasinda yasanan savasta görülmüstür. Kizil saçli Seth kardesi Osiris'i 14 parçaya bölünce Osiris'in esi Isis onu tekrar hayata getirmek için Amon'un gizli adini kullanarak bir büyü yapmistir. Osiris'in 13 parçasi Misir'in birçok yerinde bulunmus ancak sadece cinsel organi bulunamamisti. (bunu ise Timsah Tanri Sobek'in yedigi düsünülmektedir.) 13 Parça olmasina ragmen Isis, Osiris'i hayata döndürmüstür.
Büyücü kimi zaman Tanriyla bir olurdu. Tanri'ya kendi kabul ettirir ve eger tanri kabul ederse ona istedigini yaptirirdi. Bunun olmasi çok zor olmasina ragmen kimi büyücüler basarabilmistir.
Misir tarihinin her yönünde oldugu gibi bu da su anda bize oldukça ilginç ve garip ancak Misirlilar için nefes almak kadar dogal bir seydi...


Mısır Tarihi

Mısır'da Bilim

Misir'da okullar yalnizca varlikli ailelerin erkek çocuklari içindi.Çogu çocuk okula gitmezdi.Bunun yerine ,erkek çocuklara babalari bir meslek ögretir,kizlarsa evde annelerine yardim ederlerdi.Misirdaki okullar tapinaklara bagliydi.Erkek çocuklar yedi yaslarina geldiklerinde okula baslarlardi.Okuma-yazmayi ögrenir ve zamanlarinin çogunu metinleri kopyalayarak geçirirlerdi. Papirüs çok pahali bir bitki oldugundan çocuklar,kirik çömlek parçalarina yaziyorlar. Ögretmenleri de yazicilar oluyordu. 9 yada 10 yaslarinda bir erkek çocuk baska bir okula devam edebilirdi.Burada, mektup ve yasal belgelerin nasil yazilacagini ögrenirdi.Ayni zamanda,aralarinda tarih, edebiyat, cografya,din,diller,muhasebe ,matematik,ve tip konularinin da oldugu bir dizi alanda egitim alabilirlerdi. Tip Okulu: Misir da büyük olasilikla ,uzman tip okullari vardi;çünkü misirli doktorlar ustaliklariyla ünlüydüler.Kimi yabanci kralliklarda egitim vermek üzere diger ülkelere giderlerdi. Misirli doktorlar bedenin isleyisinden oldukça iyi anlarlardi.Sinir sistemi ve biraz da beyinle ilgili bilgileri vardi.Ayni zamanda kalbinde bir pompa gibi çalistigini biliyorlardi.Dininde tipta önemli bir yeri vardi.Insanlar sikça,bir tanridan sifa dilemeye tapinaklara giderlerdi. Takvimler: Misirlilar,yildiz ve gezegenlerle ilgilenmislerdir.Bu konudaki bilgileriyle çok ayrintili takvimler hazirlamislardir.Bir takvim "Sopdet" adli bir yildiza göre olusturulmustu. Sopdet'in ufuk çizgisinde her yil ayni zamanda kayboldugunu ve bundan 70 gün sonra tam gün dogumundan hemen önce yeniden ortaya çiktigini fark etmislerdi. Bu da Nil sularinin yükseldigi yillik su baskinlarinin basladigi sirada gerçeklesmisti. Bu tarihi, yilbasi kabul ettiler.Bir baska takvimse, ay dönümüne göre olusturulmustu. Romalilar, Misir'i isgal ettiklerinde bundan o kadar çok etkilenmislerdi ki hemen benimsemislerdi. Bu takvim Avrupa'nin her yaninda 16.yy a kadar kullanilmistir. Su saatleri: Misirlilar da bir günü 24 saate bölmüslerdi. Zamani su saatleri kullanarak anlarlardi. Su saatleri iç yanlarina saatlerin isaretlenmis oldugu kaplardi. Içleri suyla doluydu ve dip taraflarinda açilmis ufak bir oluk vardi. Su disari akip bosaldikça ortaya çikan, saatleri gösteren numaralar zamani bildirirdi. Ölçüler: Ölçüler yetiskin bir insanin bedenine göre belirlenmisti. Dirsekten parmak uçlarina kadar olan uzunluga bir 'Kübit' denirdi.Bir kübit, her biri 4 parmak genisliginde 7 ele bölünmüstü.

Mısır'da Ordu

Yeni Krallik dönemi baslamasiyla beraber,akinlar yapma ve bir imparatorluga sahip olma istegi ordunun yeniden düzenlenmesi gerekliligini ortaya çikardi. Atlar ve at arabalari orduya katildi. Gönüllü askerler toplanip egitildi ve ordu genisletildi.Ordu her biri 4000 piyade ve 1000 at arabali askerden olusan tümenlere ayrilmisti.Her tümene bir tanri adi verilmisti.Tümenlerde ayrica her biri 200 piyadeden olusan 20 bölüge ayrilmisti. Bölüklerse,ayni kislayi paylasan 10'ar kisilik birliklere ayrilmisti.Her bir bölüge 25 tane çift kisilik at arabasi bagliydi .At arabali askerler gerek donanimlari, gerekse sahip olduklari yetenek ve egitimlerinden dolayi ordunun en seçkin topluluguydular.Savasta onlar hep on saflarda çarpisirlardi. Eski ve Orta Krallik dönemlerinde Misir ordusu kralin korumalari ve parali askerlerden kurulu ufak bir güçten olusuyordu .Insanlar acil durumlarda orduya çagrilirlardi. Fakat çogunun askeri egitimi yoktu. Bu yüzden pek bir ise yaramazlardi. Silahlar ve Egitim: Misir askerleri savas baltasi,gürz,mizrak,kiliç,hançer, yay ve ok gibi bir çok silah türüyle savasabilir durumda olmaliydi. Bununla beraber her birlik belli bir silahin kullaniminda uzmanlasmaya yönelebilirdi.Genç askerlere, uzun yürüyüslerin de yapildigi zorlu bir egitim verilirdi. Imparatorlugun Kurulusu: Yeni Krallik ordulari bir imparatorluk kurma amaciyla olusturulmustu. Dis seferleri cogunlukla firavun yönetirdi. Misir Imparatorlugu'nun en parlak döneminde,Suriye'den Nil'in dördüncü çaglayanina kadar yayilmisti. Misirlilar, imparatorlugun yayildigi genis ticaret sinirlari içinde ticaret yaparak ve sömürgelerinden topladiklari vergilerle zenginlesmislerdi.

Tarihte Mısır Kadını

Efsane bu ya! Günümüzden binlerce yil önce Misir’da, Nil deltasinda, Osiris adinda iyimi iyi, dürüst mü dürüst, iri-yari bir kral yasarmis. Halkinin iyiligi için çalisir, hakliyla haksizligi ayir eder, hiç kimseye kötülük gelmesini istemezmis. Herkes çok severmis Osiris’i... Onu sevmeyen tek kisi, Yukari Misir’a hükmeden kardesi Seth’mis. Seth, Osiris’i kiskanir, O’nu ortadan kaldirmak için firsat kollarmis. Ir gün Osiris’in topraklarina hükmetmek en büyük emeliymis. Seth bir gün kardesi Osiris’i muhtesem bir ziyafete seref misafiri olarak davet etmis. Salonun etrafi, çepeçevre davetlilerle doluymus. Tam ortada da koca bir tabut duruyormus.
Yemekler yenip içkiler içildikten sonra Seth kurnazca gülümseyerek davetlilere söyle demis:
“Ben bu tabutu bir dev için yaptirttim. Simdi hepinizin sirayla bu tabuta girmesini istiyorum. Tabutu kim tam olarak dolduracak, çok merak ediyorum?”
Herkes sirayla tabuta girmis. Ama öylesine büyük bir tabutmus ki bu, en iri-yarilari bile girdigi zaman tabutun içinde yine de bos yer kaliyormus. Derken sira son olarak iyi kalpli Kral Osiris’e gelmis. Osiris kalkmis, tabuta yürümüs, kapagini açip içine girmis. Girmesiyle de kapak bir daha açilmamak üzere üzerine kapanivermis...
Bu oyunun kötü kalpli kral Seth’in, kardesine kurdugu bir tuzak oldugunu tahmin edebiliyoruz. Nitekim tabut, içindeki Kralla birlikte ziyafet sofrasindan alinip, Nil’in bulanik sularina terk edilmis. Kimseye de Osiris’in akibeti hakkinda bilgi verilmemis...
Ne var ki Osiris’in dul karisi Isis, sevgili esinin cansiz vücudunu bulmadan ölmemeye ant içmis. Aramis, taramis ve günün birinde tabutu bulmus. Bulmus ama haberi duyan kötü kalpli Kral Seth bu sefer de kardesinin cesedini parça parça ettirip Misir’in her tarafina dagitmis. Bedbaht esi Isis yine durmamis, dinlenmemis. Ve ünlü tarihçi Herodot’a göre kocasinin vücudunun bir parçasi hariç, hepsini bulup yapistirmis. Osiris de canlanarak Isis’e Horus adinda bir erkek evladi vermis.
Horus büyümüs, amcasi Seth’i bularak babasinin intikamini almis.
Efsane burada sona eriyor.
Osiris, yüzyillar boyunca Misirlilar için iyilik timsali bir tanrilar tanrisi olmustu.
Firavunlarin Haremi Firavunlarin çok zengin haremi olurdu. III. Amenhotep’in hareminde 300’den fazla seçme genç kiz bulundugu bilinmektedir. Bu arda bazi zenginler de harem kurarlardi. Ama halkin arasinda erkeklerden çogunun tek esi vardi. Bosanmaya ender rastlanirdi. Eger bosanmaya sebep, kadinin bir baska erkekle iliski kurmasiysa, koca, karisini bosar ve hiçbir sey vermezdi. Ama bir baska sebeple onu terk ediyorsa servetinin bir kismini bosadigi esine birakirdi.
Makyaj, Bugünkü Makyaj
Eski Misir’in gündelik hayatinda kadinin büyük önemi ve o nispette de degeri vardi. Son bulunan firavun mezarlarindaki resimlerde Eski Misirli kadinlarin siyah saçli, uzun boylu, düz burunlu olduklari görülüyor. Çocuklarin dogduklari zaman ciltleri beyaz oluyordu. Ama çok geçmeden Misir’in kavurucu günesinin etkisiyle renkleri koyulasiyordu. Kadinlarin en güzel taraflari iri siyah gözleri, son derece biçimli yüzleri ve bir Avrupalininkine nazaran hayli yukarida olan dik gögüsleriydi. Kadinlar, bu güzelliklerini mücevherat ve makyajla tamamlamakta pek hünerliydiler. Ehram duvarlarini süsleyen resimlerde, Eski Misirli kadinin yaptigi makyajin pek az farkla günümüzdeki makyaja benzedigi hayretle görülmektedir.
Misirli kadin yanaklarini, dudaklarini, tirnaklarini boyar, saçlarina kokulu yaglar sürerdi. Heykellerde bile kadinlarin gözlerini boyali oldugu fark edilmektedir. Böylesine incelmis bir makyaj için, elbette ki makyaj malzemelerinin e son derce gelismis olmasina sasmamak gerekir.

4.000 Yillik Peruk ve Ruj
Misirli kadin daha da güzellesmek için siyah kalemle gözlerini ve kaslarini çeker, bir anlamda far sürer, peruk kullanir, mücevher takardi. Hem de ne mücevherler! Altin basta olmak üzere degisik madenlerden yapilan gerdanliklar usta sanatçilarin elinden çikmis, güzellik, incelik ve zevk ürünü eserlerdi. O gerdanliklar bugün bile tereddütsüz kullanilabilecek bir gösterise sahiptir. Kadinlar, özellikle zengin çevrenin kadinlari vakitlerinin büyük kismini süslenmeye ve güzellesme yolundaki çabalar ayirirdi. Bu is için kadin köleler onlara yarim ederlerdi. Hele kadin kocasiyla bulusmak için hazirlaniyorsa, süsüne daha da genis vakit ayirirdi. Beyaz mermerden oyma siselerin içinde dogu ülkelerinden getirtilmis sihirli kokular saklanir, bunu dudaklara sürülecek kirmizi, gözlere çekilecek siyah boyalar tamamlardi.
Kadinlarin baslarina taktiklari peruklar bugünküler gibi saçtan degil, bitki liflerindendi. Unlarinda büyük bir ihtimalle Papirüs liflerinden oldugu sanilmaktadir.
Kadinlar baslarina peruk takmadan önce, hos kokulu macun kivaminda bir merhem sürerlerdi. Bunun görevi, sicagin etkisiyle eriyerek etrafa hos kokular salmasiydi. Eski Misir’da kadinin en çok sevdigi renk sariydi. Belden asagisini örten kumaslar da genellikle sari renkte olurdu. Kadinlar, açikta biraktiklari gögüslerini çesitli mücevherlerle süsler, kollarina da altin, gümüs, tunç ve fildisi bilezikler takarlardi. Ayak bileklerine bilezik takmak da zaman zaman moda olurdu. Mücevherlerin çogu “Lacivert Tasi” denilen bir tastan, kantasindan, spat tasindan ya da Misir’da pek bulunan mercan rengindeki bir baska tastan olurdu.
Eski Misirlilarin, giyimleri bugünkü anlayisimiza pek uymamaktaydi. Buna da sebep yilin her zamaninda havanin çok sicak olmasidir. Üstelik kumas da kolay dokunulamadigindan zor bulunan bir nesneydi. Hele iyi cins kumaslari ancak zenginler alabiliyordu.
Misirli çocuklar kiz olsun, erkek olsun çiplak dolasirlardi. Ta ki büyüyüp ergenlik çagina gelinceye kadar. Bu, yalniz fakirler için degil, zenginler için de böyleydi. Zengin çocuklari küpe, gerdanlik takarlardi. Çocuklarin bahçelerde, sokaklarda anadan dogma kosup oynamamalari onlara gayet tabii gelirdi.
Hizmetçiler, basit halk tabakasi ve köylüler, sadece kisa bir etek kusanirlardi. Eski Krallik devrinde kadinlar da erkekler gibi bellerine kadar çiplak gezerlerdi.bunlarin ütün giyimi göbeklerinden dizlerinin hemen asagisina kadar uzanan beyaz bir eteklikten ibaretti. Bu giyimi ne erkekler yadirgayip rahatsiz olurlar, ne de kadinlar bu sekilde dolasmaktan utanirlardi.
Servet artip kumas bollasinca birinci etek üzerine ikinci bir etek örtülürdü. Gögsün örtülmesine ancak çok sonralari imparatorluk zamaninda baslandi.
O çagda kadinlar da erkeklerle birlikte gezer, yer, içerdi. Yine Ehram duvarlarinda bulunan resimlerde tek basina diledigi yere giden, serbestçe alisveris yapan kadinlara rastlanmaktadir.
Doguda bugün de oldugu gibi, Eski Misir’da da genç evlenilirdi. 15 yasina gelmeden erkekler de, kizlar da evlenip yuva kurarlardi. Erkeklerin ayrica nikahsiz esleri de olabilirdi. Ama kanun nazarinda bütün haklar, nikahli esine aitti.
Misir’da bulunan 3.400 yillik mezarlar arasinda Teb sehri valisi Senefer’inki özel bir yer tutar. Senefer esi Merit’i o kadar sevmisti ki, mezar odasinin duvarlarina tam 21 degisik pozda resmini yaptirmistir. Iki nikahsiz esinin resimleriyle de bitisik odalarin duvarlarini süslemistir. Mezarinin duvarlari ve tavanlari, üzerinden nefis üzümler sarkan asma resimleriyle kaplidir. Eski Misirlilar üzüm yetistirir, sarap yaparlardi. Öte yanda bira yapmasini da biliyorlardi.
Sarap, Bira
Eski Misirlilar, günümüzden 3.000 yil kadar önce bile bugün kullandigimiz balta, makas, keser gibi basit araç ve gereçlerin pek çogunu biliyor ve kullaniyorlardi. Sarabi ve birayi fiçilarda sakliyor, tipki bugün Kizil Çin’de hala kullanildigi gibi ayak körügüyle atesi canlandirarak demircilik yapiyorlar, duvarlari tugladan örüyorlardi.

Mısırın Sırları

Mısır'ın Tarihçesi

  • Mısır,yaklaşık 3000 yıllık bir tarihe sahiptir.Bu kocaman asırları,bölüm bölüm inceleyecek olursak, şöyle parçalayabiliriz;
  • Tarih öncesi,
  • Thisler dönemi (I. ve II. sülaleler),
  • Eski imparatorluk (2780-2380,III.-VI. sülaleler),
  • Birinci ara dönem ve orta imparatorluk (2260-2065,VII.-XII. sülaleler),
  • İkinci ara dönem (1785-1580,XIII.-XVII. sülaleler),
  • Yeni imparatorluk (1580-1085,XIII.-XX. sülaleler),
  • Üçüncü ara dönem ve aşağı dönem (1085-333,XXI.-XXXI. sülaleler),
  • Yunan,Roma,Bizans ve Arap dönemleri (M.Ö.333-M.S.395).


Mısır'da Edebiyat

Mısır'da, edebiyat da çok gelişmişti.Edebiyat alanında yapılanlar aşağıdaki gibidir;

Tarih öncesi: Hiyeroglif yazının bulunması.

Tarih öncesinde bulunan hiyografi.Hiyografideki harflerin açıklamalı karşılıkları için buraya tıklayınız.

Eski imparatorluk: Öğretici türün doğuşu:İmhotep'in yazdığı ahlak dersleri;geleneklere ve hiyerarşiye saygıyı amaçlayan Ptahotep'in Bilgeliği.Smith tıp papirüsü.Ölenlerin yaşamlarını parlak bir biçimde sürdürmelerini amçlayan büyü edebiyuatının geliştirilmesi: VI sülale dönemindeki firavunlar için yazılmış piramit metinleri.

Birinci ara dönem ve orta imparatorluk: Kötümser edebiyat:Umutsuzun şiiri. Ahlak dersleri:Kral Merikare için ders;Amenemhat I.'nin oğlu Sesostris için ders.Taş sanduka metinleri:Özel kişilerin tabutları üstüne yazılmış ölümle ilgili sözler.Halk masalları.

İkinci ara dönem yeni imparatorluk: Matematik papirüsleri ve bilimsel öğretilerin geliştirilmesi.Ebers tıp papirüsü.Tarihsel edebiyat:Tutmes III. yıllıkları;Kardeş şiiri.Tanrıların ve kralların onuruna dikme taşlar üzerine yazılmış ilahiler.Ölüler Kitabı:Taş sandukalardaki metinlerden alınmış sözler derlemesi. Re'nin her gün yeniden doğuşundaki gizemi açıklayan kozmografi kitapları.Halk masalları.Harris papirüsü.

Aşağı dönem: Halk masalı:Unamon'un Byblos'daki yolculuğu.Tarihsel edebiyat:Plankhy dikmetaşı.VI. yy.'dan başlayarakdemotikos lehçesiyle yazılmış masallar.Ptolemaios V. döneminde yazılmış Menfis kararnamesi(Daha çok "Reşittaşı" adıyla bilinir.).

Misirlilardan günümüze gelen bazi siir ve sözler vardir. Mesela kral Akhenaton’u bizzat günes için yazdigi kaside, Amarna devrinin bir edebi saheseri olarak anilir. Çünkü bu yazilar sadece dini bir vecdin ifadesi degil, ayni zamanda tabiatin en büyük kudretine karsi duyulan hayranligin bir örnegidir. Mesela günese hitap ederek söylene su sözlerde, ne kadar içten gelen bir duyus vardir:

“Göklerin ufkunda belirmen ne kadar güzeldir,
Ey! Hayatin esnasinda yasayan Aton
Sen dogu semasinin ufkundan dogdugun zaman
Bütün memleketi güzelliginle doldurursun...
Uzaklassan da, isiltin dünya üzerindedir.
Ne kadar yüksek olursan ol, Senin adimlarinin izleri gündüzdür.
Sen isiltilarini dagittigin zaman.
Misir’in iki ülkesi birden her gün bayram içindedir.
Hepsi uyanik ve ayaklarinin üzerinde dik durular,
Çünkü sen onlari uyandirmissindir.
Onlar bütün organlarini Sende yikarlar, elbiselerini giyerler
Ve kollarini yukariya kaldirarak Seni safakta selamlarlar.
Sonra tüm dünyada herkes kendi isini yapar.
Hayvanlar otlardan zevk alirlar, tüm agaçlar ve bitkiler çiçeklenirler.
Kuslar, kanatlari sana dogru ibadet edercesine kalkik batakliklarda uçarlar,
Bütün koyunlar ayaklari üzerinde oynarlar,
Bütün kanatli mahluklar uçmaya hazirlanirlar,
Sen üzerlerinde oldukça onlar yasarlar.
Gemiler nehirden çikar ve inerler.
Su içindeki baliklar Senin önünde siçrarlar.
Isiltilarin büyük deniz ortasinda kivilcimlar saçar,
Kadinda çocugu Sen yaratirsin.
Ananin karninda çocuga Sen hayat verirsin
Ve aglamamasi için o besiginde sallanir,
Sen ana rahminde bile bir çocugu besleyensin.
Ne zaman civciv kabugu içinde bagirirsa,
Sen ona hayat vermek için nefes verirsin.
Yumurtayi bütün kuvvetiyle kirarak o hayata çikar,
Ey Tanrim! Senin ne kadar çok eserlerin vardir.
Sen! Ezeliyetin hakimi! Senin isteklerin hep iyidir,
Sen hayatin ta kendisisin ve hayat sende yasar.


Mısır'da Sanat

Eski Mısır'da konuşulan dilde tam olarak "sanat" 'ı ya da "sanatçı" 'yı anlatan kelimeler yoktu.Çünkü insanlar,her şeyin bir iş için, işe yaramak için yapıldığını düşünürlerdi.Eski Mısırca'da sadece "zanaatkâr" ve "çalışma" kavramlarından söz edilirdi.

Eski Mısır'da insanlar, yaptıkları sanatı,işledikleri maddeleri, firavun ya da tanrılar için yaparladı ve bunları yaparken de daima doğadan ilham alırlardı.

Mısırlılar genelde sanatlarını,mezar,tapınak,tanrı ve firavunla alakalı süslemeler için konuştururlardı. Mısır'da,taşların üzerine kazınan yazılar ve yapılan kabartmalar en çok yapılan sanatlardandı.Bu tür işlemeler genelde duvar ve tavanları süslemek için yapılırdı.

Heykelcilik: Firavunlar dönemi Mısır'ı için bir heykel, hareketli bir varlık kadar canlıdır.İlahi bir varlık,bir kralın,bir kralın veya daha başka bir kişinin görüntüsü biçiminde yontulan heykel fazla değer taşırdı.Heyke,temsil ettiği kişinin canlı bir varlığıydı.Bu yüzden kimin heykeli olduğunu ve o kişinin özelliklerini heykel üzerine yazmak önemliydi.Hiyeroglifle yazılmış açıklamalardan yoksun anonim bir heykel gücünü yitirirdi.Canlılığını kaybeder,madde boyutuna indirgenirdi.Çünkü,dünyadaki herhangi bir heykelde veya tapınakta bir kişinin ismi yazılı olursa, tanrıların o ismi görüp,ismin sahibini unutmayacağına inanılırdı.

<- : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->